31 Aralık 2010 Cuma

TILSIM-I KUDRET - GÖKTUĞ CANBABA



Bir girdap gibi içine çekip sersemleten olaylar, farklı kişilerin başka zamanlarda iç içe geçişindeki ustalık, insanı içine alıveren tarifi zor bir kitap- kitap demek kolaylık olur bir tılsım- Göktuğ Canbaba'nın kaleminden çıkan Tılsım-ı Kudret..

Dünya kararırken dünyanın kalbini elinde tutan Fransız, Baharat Tüneli'ni mesken tutmuş zatları kendinden geçiren hikayeleri ile Bodur Nafi, karanlığı aydınlatan neyi üfleyen Davud ve Yankı Baba, eski varlık Nemerth, tılsım üstadı İbni-i Reşad, Kefenyırtan ve daha nice her biri kendi içinde derin anlamlar barındıran karakterleri ile kendi içimizde de yolculuğa çıkarıyor..

"Bilemediğimiz çok fazla güç var bizimle ve hayata denge getirmeye çalışan," diyen Davud'a; "Denge getiremedikleri açık, denge getirmiş olsalar her gün binlerce kişinin ölümünü izlemezdik değil mi genç dostum?" diye soran Kızıl Simon'a Davud'un verdiği "dengeden anladığın buysa, haklısın.." şeklinde yanıtına duyduğum hayranlıktan daha fazlasını barındırıyor Tılsım-ı Kudret.

Velhasıl, Tılsım-ı Kudret kazanmaktan ve kaybetmekten ötesini arayanlara der bol ışıklı günler dilerim..


not: göktuğ canbaba'nın, keşfettiğim günden beri hikayelerini büyük bir iştah ile okuduğum yazılacak olanları sabırsızlıkla beklediğim blog adresine ise buradan ulaşabilirsiniz.








9 Ekim 2010 Cumartesi

Heiko Müller




20 Mayıs 2010 Perşembe

Serin Mezar - Nilgün Gürsoy

video

19 Mart 2010 Cuma

Bob Dylan nihayet GELİYOR!


Aldığım haber karnımda yüzlerce kelebeğin kanat çırpmasına, aman tanrım nidalarına sebep olurken eğer daha öncesinden eskiyleyeni blogunda gelme ihtimalinin olduğunu öğrenmeseydim edindiğim bu kesinleşmiş bilgi kalpten gitmeme sebep olurdu diye de düşünmeden edemedim. Nihayet, 31 Mayıs akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda Bob Dylan'ı canlı dinleme lütfuna vakıf olabileceğiz. Sevinçten şuursuzlaşmış şu halimle biraz daha yazarsam saçmalayacağımı düşünüp burada sonlandırıyorum.

5 Mart 2010 Cuma

Grizzly Man - Werner Herzog

13 yazını boz ayılarla vahşi doğada geçiren, kendini onları korumaya, insanları bilinçlendirmeye adayan Timothy Treadwell'in yabanıl yaşamda 100 saatin üstünde çektiği görüntüleri bulan Werner Herzog filmi Grizzly Man. Werner Herzog bulduğu filmlerde, insan canlıların en üstünüdür aşırılığından öte insanlığının içindeki tutsakları terk ederek ayılarla bağ kurmaya çalışan bir taraftan içsel karmaşalıklarını yaşayan, şaşırtan bir adama rastlamıştı..

Timothy Treadwell'in hikayesine kız arkadaşı Amie Huguenard ile yaptığı 2003'teki son kampında bir ayı tarafından parçalanışlarına kadar tanık oluyoruz.

21 Şubat 2010 Pazar

Masumiyet ve Deneyim Şarkıları - William Blake

Blake, kendi yaşadıklarını anlamlandırmak ve kainatın her yerinde olan her şeyi algılama yeteneğine sahip bir özgür akıldı. Onun için düşler dünyası ile gerçek dünya birbirinden farklı değildi. 7-8 yaşlarında Londra'da bir istasyonda her yerin melekler ile dolu olduğunu gördüğünü dile getirmişti, ilerleyen yaşlarında da melekleri Blake'i yalnız bırakmamıştı.

1789 yılında yazdığı Masumiyet Şarkıları ve 1792 yılında yazdığı Deneyim Şarkıları'nda ölmüş küçük kardeşinin verdiği ilham olarak nitelentirdiği illuminated printing tekniğini kullanmıştır. Bakıra metni ve süslemelerini, çizimlerini asitle kazıyarak renkleride eliyle sıva yaparak daha sonra levhadaki görüntüyü baskı uygulayarak kağıda aktarmıştır.

Kitapta, Masumiyet Şarkıları'nda umut, hoşgörü çocukluğun sahip olduğu saflık vardır. Deneyim şarkıları'nda ise deneyimler yaşayarak saflığını yitiren çocuğun umutsuzluğuna, isyanına tanık oluruz. Baca Temizlikçisi ve Londra şiirleri, 18. yy'da İngiltere'de hızla gelişmekte olan sanayinin yol açtıklarına, kilise sömürülerine de ayna tutar. Masumiyet-deneyim karşıtlığı üzerine kurulan şiirler okuyanı tuhaf ,mistik bir ambiyans ile karşılamaktadır.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Don't Look Back - Donn A. Pennebaker


video

bob dylan - subterranean homesick blues


Yukarıdaki video Pennebaker'ın yönetmenliğinde ki Don't Look Back çekimleri sırasında yine Pennebaker tarafından Subterranean Homesick Blues adlı parçaya çekilmiştir. İlk çekilen video-klip olarak bilinmektedir. Bob Dylan'ın Subterranean Homesick Blues adlı parçası da ayrı bir güzeldir döneme göndermelerde bulunur ayrıca Weather Underground Organization adlı örgütün ismine ve ilk bildirisinin başlığına da esin kaynağı olmuştur. Videoda Bob Dylan'ın arkasında Allen Ginsberg'i görmekte mümkün :)

29 Ocak 2010 Cuma

Kedilerin Dili - Spencer Holst

" Yüksek sesle okuyan birine ve onu dinleyen birine ithaf edilmiştir bu kitap, ama böyle bir çifte, zaten tüm edebiyat ithaf edilmiştir.."

Spencer Holst, New York edebiyat kahvelerinin vazgeçilmezi, nüshaları takipçileri tarafından ülkenin her bir yerine dağıtılmış, John Cage'den Allen Ginsberg'e kadar hikayelerini okuyanı etkisinde bırakan efsanevi bir yeraltı hikayecisi.

Kedilerin Dili, 20 öyküden oluşuyor. Parable öykülerde sarkastik mizah göze çarpmakta ve Holst'un ender yeteneği her kelimenin hakkını veriyor. Hani bitmesini hiç istemediğiniz için yavaş yavaş okuduğunuz, hatta çevrenizdekilere metinleri yüksek sesle tekrar ettiğiniz kitaplar vardır ya öyle bir kitap Kedilerin Dili. Wakowski'nin " Spencer Holst, nefesini tutmuş onu dinleyen bir sihirbaz topluluğuna öykü anlatan bir cindir. Öyküleri sizi bir görünmezlik paltosuna büründürerek, dünyanın gizlerini görebilen birine dönüştürür." sözleri Holst ve evrenini çok güzel anlatır..

24 Ocak 2010 Pazar

şımarık ev ahalisi ve kar keyfi ve de imdat yokuşu







20 Ocak 2010 Çarşamba

Jafar Panahi - Ayna (1997)


İran sinemasında yönetmenlerin üsluplarını oturtmuş olmasında ülkelerinin kültürel ve sosyal bağlarıyla iç içe olmalarıdır. Yerel motifler İran filmlerinde bazen anlamlandırma bazen sorgulama bazen de toplum eleştirisi olarak ortaya çıkar.

İran Yeni Sineması'nı etkileyen öğelerden biri de Taziye'dir. Taziye, her yıl muharrem ayında Kerbela olayının anıldığı yas törenleridir. Taziye oyunları birer metne sahip olmakla birlikte oyuncular amatördür, metni ezberlemez doğaçlama yapabilirler. Taziye'nin etkilediği göze çarpan filmlerden biri de Jafar Panahi'nin Ayna filmidir. Annesinin birgün okul çıkışına gelmediği Mina, evine yalnız dönmek zorunda kalır evinin yolunu bilmeyen Mina sora sora evini bulabileceğini düşünür ama bir türlü evini bulamaz. Mina' da kendisini evini bulamayacak kadar küçültecek bir rolde oynamayı inkar ederek film ekibine rest çeker. Panahi, Mina'nın sete geri dönmesi için ikna edilemeyeceğini anlayınca filme Mina'yı takip ederek devam eder. Ekip kimi zaman Mina'nın üzerinde açık bırakılan mikrofonla sesini duyarak izler. İzleyici de Mina'yı yönetmenin kontrolü altındaki bir kameradan izlediğinin farkına vardırılır.

Jafar Panahi ile uzun zamandır uzak kaldığım İran sokaklarını insanlarını yad etmişken birşey demeden geçemeyeceğim. İran tarihini, kültürünü bilmeden, oraların havasını solumadan kimi insanların tıpkı çoğu batılının Türklere yakıştırdığı stereotipler gibi İran'a yakıştırmalarda bulunmasını tuhaf karşılıyorum. Sokakta yürürken mollalar tarafından devamlı kontrol edildiğini, renkli baş örtüsü takanların cezalandırıldığını duyduğumda kulaklarıma inanamadım. İran'da 14 yaşıma kadar başım açık gezdim sonrasında ise ya başıma renkli şal atmışımdır ya da bandana takmışımdır ki İran'ın kültürel çeşitliliğinden başım dönerken de başımda ne olduğu umrumda da değildi. İran' da da evet uç şeyler yaşanmakta -her yerde olduğu gibi ve İran halkıda mücadelenin de cesaretin de en iyisi ile cevap vermekte ama bu bir ülkeyi ve o ülkenin halkınını önyargılarla,kıyaslamalarda bulunarak genellemelere indirgemek, cahil cesaretinden başka birşey olmasa gerek..